http://lambadakicin.com/wp-content/uploads/2022/12/reklamalani2.gif

Başlığı görünce “Nasıl yani, sahil paralı mıydı?” diye düşünenler olacaktır.
Ama biraz düşünün…
Her sabah Tekirdağ sahilinde yürüyüş yapıyorum. Gün henüz yeni ağarırken denizin kokusunu içime çekiyor, şehrin uyanışını izliyorum. Ve her sabah aynı şeyi görüyorum; elimizin altında böylesine büyük bir güzellik varken, onu kullanan insan sayısı sandığınızdan çok daha az.
Oysa Tekirdağ sahili hâlâ ücretsiz.
Ne giriş bileti var ne de kapıda duran bir görevli…
Tek yapmanız gereken evden çıkmak.

Sahilde yürürken sadece spor yapmıyorsunuz.
Yol boyunca size eşlik eden yıldız yaseminlerinin o eşsiz kokusunu fark edin. Latince adıyla Trachelospermum jasminoides…
Bir an durun.
Yaklaşın.
Kafanızı çiçeklerin arasına gömün ve derin bir nefes alın.
İnanın bana, bazen bir çiçeğin kokusu onlarca motivasyon konuşmasından daha iyi gelir.

Sahilde yürüyüş ve koşu yolunun tam ortasında uzanmış kediler göreceksiniz.
Kimisi güneşleniyor, kimisi gelen geçeni süzüyor, kimisi ise sadece sevgi bekliyor.
Bir iki dakikanızı ayırıp başlarını okşayın.
Göreceksiniz, onların huzuru size de bulaşacak.
Bazı terapilerin reçetesi yoktur; sadece bir kediye dokunmanız yeterlidir.

Her sabah denk geldiğim ve her seferinde içimi ısıtan bir manzara var.
Nurcan Hanım…
Elinde bir torba bayat ekmekle geliyor.
Martılara atıyor.
Balıkları besliyor.
Çöpe gidecek ekmekleri başka canlıların yaşamına dönüştürüyor.
Belki kimse onu tanımıyor.
Belki yaptığı iş haber bültenlerine çıkmıyor.
Ama bana sorarsanız şehrin sessiz kahramanlarından biri.
İyi ki var.

Evde oturmaya devam ettiğiniz sürece kaçırdığınız şeylerin farkında mısınız?
Martılar…
Kargalar…
Serçeler…
Saksağanlar…
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte adeta bir konser veriyorlar.
Tekirdağ sahili bazen bir açık hava senfoni salonuna dönüşüyor.
Bilet yok.
Rezervasyon yok.
Sadece kulak vermeniz yeterli.

Sahilde yürürken bazen ilginç manzaralar da görüyorum.
Adam koşuyor.
Kulakta telefon.
Bir saat boyunca konuşuyor.
Her denk geldiğimde hâlâ telefonda…
İnsan ister istemez düşünüyor:
“Arkadaş, NASA’nın yönetim kurulunda mısın?”
Hiç olmazsa spor yaparken telefonu bırakın.
Bir günlüğüne dünyanın yükünü sırtınızdan indirin.
Denize bakın.
Balık tutanlara göz atın, “rastgele” deyin…
Gökyüzüne bakın.
Rüzgârı hissedin.
Hayat bazen ekrana değil, etrafa bakınca güzelleşiyor.

Şimdi dürüst olun.
Dalından dutu en son ne zaman yediniz?
Tekirdağ sahilinde siyah dut da var, beyaz dut da…
Ben sabah yürüyüşlerinde mutlaka birkaç tane koparıp yerim.
Çocukluğun tadı geliyor ağzıma.
Market raflarında aradığınız mutluluk bazen bir ağacın dalında sallanıyor olabilir.

Özgürlük ve Barış Parkı’nda her sabah ücretsiz yoga etkinlikleri yapılıyor.
Ben her zaman katılamıyorum ama oradaki enerjiyi görmek bile insana iyi geliyor.
Matınızı alın.
Gidin.
Bir sabahınızı kendinize ayırın.
Kim bilir, belki yıllardır aradığınız huzur birkaç nefes uzağınızdadır.

Parkın içindeki havuzda yüzen ördekleri izleyin.
Etrafta koşturan yavru kedilere selam verin.
Biraz oturun.
Biraz dinlenin.
Çünkü hayat sadece yetişmekten ibaret değil.
Bazen durup güzellikleri fark etmek de gerekiyor.

Yazının başına dönelim…
Evet, Tekirdağ sahili ücretsiz.
Yürümek ücretsiz.
Koşmak ücretsiz.
Martıları izlemek ücretsiz.
Çiçek koklamak ücretsiz.
Kedileri sevmek ücretsiz.
Denizi seyretmek ücretsiz.
Ve mutlu olmak da çoğu zaman ücretsiz.
Sabah erkenden alın elinize sıcak bir simit, demli bir çay…
İnin sahile.
Şehrinizin kıymetini bilin.
Çünkü bazı şehirler güzelliklerini para karşılığı sunar.
Tekirdağ ise hâlâ cömert davranıyor.
Yeter ki siz evden çıkın…
Lambadaki Cin Nijat Ayvaz

GENEL
12 saat önceGENEL
13 saat önceGENEL
2 gün önceGENEL
2 gün önceGÜNDEM
2 gün önceGENEL
6 gün önceGÜNDEM
6 gün önce