16 Ocak 2026 Cuma
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın açık ve kesin talimatlarıyla koruma altına alınan Mardin, bugün ne yazık ki sahada başka bir akılla yönetiliyor. Kâğıt üzerinde “dünya mirası”, şantiyede ise rant mirası…

Şartnamelerde açık açık “orijinal Mardin taşı kullanılacaktır” deniliyor, ama bina teslim edildiğinde karşımıza çıkan manzara utanç verici bir mimari suç oluyor.
Bu bir ihmal değil, bu bir tercihtir.
Bu bir hata değil, bu bilinçli bir görmezden gelmedir.

Kamu binalarında şartnameler ne diyor?
Orijinal Mardin taşı.
Peki uygulamada ne var?
Çakma, muadil, dayanıksız, doğaya ve tarihe düşman taşlar!
Bu taşlar ne güneşe dayanıyor,
ne soğuğa,
ne de duvarda durmaya…
Ama neye çok iyi dayanıyor biliyor musunuz?
Para hırsına.
Projelerde görkemli, teslimde ise ucube…
Şartnamede Mardin taşı, binada ise Mardin’le uzaktan yakından ilgisi olmayan bir kaplama.
Sonradan imalat durduruluyor ama iş işten geçiyor.
Para alınmış, bina yapılmış, tarihi doku katledilmiş.

Midyat Adliye Sarayı’nın 2021 yılında 31 milyon 700 bin TL bedelle yapılması planlandı.
Ancak bina bitirilemedi.
Ardından ikinci ihaleye çıkıldı.
Bu kez imza atılan rakam 315 milyon TL oldu.
Sonuç mu?
Toplam maliyet 346 milyon 700 bin TL!
Soru net:
Bir adliye nasıl olur da 10 kattan fazla pahalanır?
Bu fark kimin cebinden, kimin hatasının bedeli olarak çıktı?
Bu rakamlar sadece bir maliyet tablosu değil;
denetimsizliğin, savurganlığın ve sorumsuzluğun belgesidir.
Midyat’ın adalete değil, hesap sorulmasına ihtiyacı var.
Sorumlular rahat.
Mardin ise her gün biraz daha yaralı.

Duvarlara daha döşenirken kırılan taşlar…
Bugün gelinen nokta ne?
“DUVAR DİPLERİNDE DURMAYINIZ” uyarısı!
Bir kamu binasında bu yazıyı görmek ne demektir?
Bu, sadece kötü imalat değil;
KAMU GÜVENLİĞİNİN AÇIKÇA TEHLİKEYE ATILMASIDIR.

UNESCO listesinde olan,
binlerce yıllık bir şehir…
Cumhurbaşkanı “Mardin’e sahip çıkın” diyor,
bazıları “kâra sahip çıkıyor”.
Dayanıksız taşlar:
– Duvara tutunamıyor
– Sıcakta dağılıyor
– Soğukta parçalanıyor
Peki bu taşlar kime kazandırıyor?
Bu sorunun cevabı verilmeli.

Şartname var.
Koruma kurulu kararı var.
Ama uygulamada yok hükmünde.
Orijinal Mardin taşı yerine;
kararan, dökülen, şehre yakışmayan malzemeler…
Bu sadece estetik mesele değil;
Bu, tarih suçu.

Şartname yine net:
İç ve dış mekânda orijinal Mardin taşı.
Ama geçmiş örnekler ortada…
Denetimler yapılmış gibi,
raporlar tutulmuş gibi,
ama sonuç değişmemiş.

Şimdi soruyoruz:
Mardin Adalet Sarayı’nda, Mardin’in tarihine adalet sağlanacak mı?
Yoksa bu bina da “keşke”ler listesine mi girecek?

Çakma taş sadece çirkin değildir.
ÖLDÜRÜCÜDÜR.
Düşüyor.
Parçalanıyor.
Altından geçen insanı tehlikeye atıyor.
Mevsim şartlarına ani sıcaklık değişikliklerine dayanıksız çakma taşlar neden kullanılıyor?
Şartname dışı bu kötü imalatlara ne acı ki, Devlet parasını tam ödüyor.
Müteahhit kazancını alıyor.
Peki bedeli kim ödüyor?
Mardin.
Orijinal Mardin taşı:
– 8 bin yıl dayanmış
– Rengini kaybetmemiş
– Tarihi ayakta tutmuş
Ama bazı müteahhitlerin hırsı:
3 yıl bile dayanamıyor.

Cumhurbaşkanı teşvikleriyle üretime giren,
Mardin’e has hususi “Mardin taşı” üreten bir kadın girişimci…
Mardin’e bir ana şefkatiyle sahip çıkan ve kamuoyunda “MARDİN ANA” olarak tanınan Yasemin Kalya, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Mardin’de sahte Mardin taşı kullanılmasına sert tepki gösterdi.
Kalya, bu uygulamayı yalnızca bir inşaat tercihi değil, tarihe karşı işlenmiş bir suç olarak nitelendirerek,
“Bu, Mardin’in geçmişine ve kadim mirasına vurulmuş bir darbedir”
sözleriyle yaşananlara isyan etti.
Ama ne yazık ki, sahte taş kullananlar yüzünden;
Mardin taşının orijinalini yıllar sonra yeniden kent tarihine kazandıran bu kadın girişimci, bugün iş yapamaz hale getiriliyor.
Bu sadece bir işletmenin değil,
bir kentin geleceğinin gaspıdır.
Bu mesele siyaset üstüdür.
Bu mesele Mardin meselesidir.
Şartnameye uymayan,
denetimi görmezden gelen,
tarihi “kaplama malzemesi” sanan herkes bilsin:
Mardin susmaz.
Bu taş konuşur.
Bu ihanet yazılır.
Ve gün gelir,
tarihe utançla kazınır.
Çözüm mü?
Basit:
– Şartnameye uy
– Orijinal taşı kullan
– Denetimi kâğıtta değil, sahada yap
Aksi halde bu şehir affetmez.
Lambadaki Cin Nijat Ayvaz
KAR YAĞDI, KAMERA AÇILDI
Doğa görevini yaptı, kar yağdı… Candan Yüceer de geleneği bozmadı; her zamanki gibi kameralar karşısında. Karın beyazlığı mı, yoksa ekrandaki “gençlik parıltısı” mı daha çok göz aldı, karar vermek zor.

Son bir-iki videoda izlediğimiz Candan Yüceer, neredeyse 18 yaşında bir genç kız enerjisinde. Takvimler 55’i gösteriyor ama ekran başka bir hikâye anlatıyor. İnsan ister istemez soruyor: Tekirdağ’a kar mı yağdı, zaman mı geri sardı?
Türkiye’nin ilk sosyal medya video üreticilerinden biri olarak söylüyorum; kamera gördük, montaj yaptık ama bu çapta bir “gençlik filtresi”ne hiç ihtiyaç duymadık. Meğer mesele hizmet değilmiş, filtreymiş.
Tekirdağ susuz, altyapı alarm veriyor, sorunlar üst üste yığılmış durumda. Ama kadraj tertemiz, cilt pürüzsüz, efektler yerinde. Belediye başkanlığı bir anda video fenomenliğine evrildi; projelerden önce filtreler devreye girdi.
YAPAY ZEKÂ GELİYOR, HİZMET BEKLİYOR
Yakında “Yapay Zekâ ile Belediyecilik” projeleri görürsek kimse şaşırmasın. Evet, yanlış duymadınız. Henüz akıl vermiş gibi olmayayım ama gidişat bunu işaret ediyor. Gerçek Tekirdağ beklerken, sanal Tekirdağ hazırlıkları çoktan başlamış olabilir.
Kendilerine estetik ve video efekti uygulayan bir belediyecilik anlayışıyla karşı karşıyayız. Yüzler pürüzsüz, kadraj kusursuz, şehir ise algoritmaların insafına bırakılmış durumda. Kamera karşısında her şey yolunda; ekran dışına çıkınca gerçeklik başlıyor.

Yapay zekâ destekli videolarda Tekirdağ ışıl ışıl. Ne susuzluk var ne altyapı sorunu ne de plansızlık. Çünkü filtre, çukuru kapatıyor; efekt, boru patlağını gizliyor. Ama sokak hâlâ aynı sokak.
Projeler betonla değil, render’la yükseliyor. Parklar ekranda yeşil, yollar videoda pürüzsüz. Gerçekteyse belediyecilik hâlâ “yükleniyor” aşamasında. Yüzde 4K kalite, hizmette düşük çözünürlük.
Yapay zekâ itiraz etmez, hesap istemez, oy da kullanmaz. Ama vatandaş sorar. Algoritmalar alkışlar, sokaklar ise cevap bekler. Belediyecilik yapay zekâya değil, gerçek akla ihtiyaç duyar.
Estetik yüzde güzel durur, video efekti ekranda parlar.
Ama şehir filtre kabul etmez.
Tekirdağ algoritmayla değil; emekle, cesaretle ve gerçek hizmetle yönetilir.
Kent çözüm beklerken, ekran “beğeni” topluyor. Hizmet yerine efekt, plan yerine kadraj konuşuluyor. Başkanlık makamı ile influencer’lık arasındaki çizgi ise her videoda biraz daha silikleşiyor.

Haberlerimizin ardından Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer’de gözle görülür bir “çeki düzen” süreci başladı. Giyim-kuşamdan duruşa, kamerayla kurulan ilişkiden estetik tercihlere kadar yeni bir vitrin anlayışı devrede.
Bu değişimi görmezden gelmek mümkün değil. İmaj çalışması daha özenli, sahne daha kontrollü. Lambadaki Cin’in merceğinden bakınca, bu bir dönüşüm değil; planlı bir “kadraj yenilemesi”.
Üst dişlerde yapılan yenileme, ekranla barışık bir gülümseme sunuyor; kabul. Ancak estetik dediğin bütünlük ister. Lambadaki Cin notunu düşelim: Alt damak da bu hikâyeye küçük bir dokunuş talep ediyor. Yarım kalan estetik, montajı eksik video gibidir.
Botoks meselesine gelince… Ehli ellerde olunca şık duruyor, bunu inkâr etmeyelim. Yüz hatları yumuşamış, mimikler daha kontrollü. Fakat Lambadaki Cin şunu hatırlatır: Mesele mimikleri yumuşatmak değil, şehrin sert sorunlarına dokunabilmektir.
Tekirdağ’ın kırışıklıkları ne filtreyle ne botoksla gider. Altyapı hâlâ doğal hâlinde, susuzluk filtresiz, plansızlık makyajsız duruyor. Kamera karşısında parlayan imaj, sokakta aynı ışıltıyı üretmiyor.
İmaj yenilenebilir, vitrin değişebilir. Ama başkanlık makamı influencer kadrajıyla yönetilmez. Hizmet, efekt kabul etmez; çözüm filtre tanımaz.
Estetik yüzde başlar ama şehirde tamamlanır.
Kamera karşısında değil, sokakta güzel duran başkanlık kalıcıdır.
HANGİ CANDAN?
Filtreli olan mı?
Filtresiz olan mı?
Ekranda gençleşen, pürüzsüzleşen Candan mı; yoksa sokakta, susuzlukta, çamurda karşımıza çıkan gerçek Candan mı?
Lambadaki Cin Nijat Ayvaz
Tekirdağ’da Esnaf oda seçimleri sürecinde, gazeteciliği zarfın kalınlığıyla ölçenlerin yine sahneye çıktığını herkes gördü. El altından dağıtılan paralarla parlatılan haberler havada uçuşurken, ben kendi adıma; mevcut başkanları da yeni adayları da yakından tanıdığım için bu kirli oyunun dışında kalmayı tercih ettim. Herkese eşit mesafede durabilmenin bedeli susmaksa, o bedeli ödemekten kaçınmadım. Lambadaki Cin notu düşelim: Parayla yazılan satırlar unutulur, susarak korunan onur kalır.

Görüyorum ki, Tekirdağ’da Esnaf Odalarında Değişim Yok: Mevcut Başkanlara Güven Tazelendi. Bakalım diğer oda seçimlerinde durum değişecek mi? Yoksa eskilerle devam mı denecek bekleyip göreceğiz.
Fakat oda seçimlerinde kıran kırana birbirlerine gazeteciler ve sosyal medya üzerinden bazı adaylara haddini aşan bel altı saldıranlar oldu. Elbette bu tavırlar ve sarf edilen bu cümleler hiç yakışmadı. Nihayetinde bir oldu bittiye getirilen seçimler sonrası bu sonuçları gören o kişiler rahat uyuyorlar mı sormak lazım!
DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!
Şimdi gelelim esas konumuza, Tekirdağ’da esnaf odalarında yapılan olağan genel kurullar tamamlandı. Sandıktan çıkan tablo ise net oldu: Esnaf, büyük ölçüde “devam” dedi. Lokantacılardan şoförlere, terzilerden sanayi esnafına kadar birçok odada mevcut başkanlar yeniden göreve seçildi. Ancak seçimlerin ardından kulislerde konuşulan ortak soru dikkat çekti: “Peki esnafın sorunları çözülecek mi?”

Lokantacılar Odası’nda Ali Kıral Yeniden Başkan
Tekirdağ Kebapçılar, Köfteciler, Tatlıcılar ve Lokantacılar Esnaf Odası’nın 2026 yılı olağan genel kurulu Karadeniz Düğün Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Mevcut başkan Ali Kıral ile Erhan Ürkmez’in yarıştığı seçimde sandıktan mavi liste çıktı.
Ali Kıral 347 oy alarak yeniden başkanlığa seçilirken, Erhan Ürkmez 135 oyda kaldı.
Seçim sonrası konuşan Kıral, kendisine destek veren esnafa teşekkür ederek, “Oda kapımız her zaman esnafımıza açık olacak. Birlik ve beraberlik içinde çalışmaya devam edeceğiz” mesajı verdi.

Şoförler Odası’nda Kıyasıya Yarış
Tekirdağ Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası’nın 32. Olağan Genel Kurulu Karadenizliler Düğün Salonu’nda yapıldı. Genel kurula siyasi parti temsilcileri, oda başkanları ve çok sayıda şoför esnafı katıldı.
Mevcut Başkan Şenol Turan ile Adem İncehasan’ın yarıştığı seçimde adeta nefesler tutuldu. Şenol Turan 676 oy alarak yeniden başkan seçilirken, rakibi Adem İncehasan 639 oyda kaldı. Aradaki farkın azlığı dikkat çekti.

Sanayi Esnafı Münir Kılıç’la Devam Dedi
Tekirdağ Madeni Eşya ve Ağaç İşleri Sanatkârları Esnaf Odası seçimleri 100. Yıl Sanayi Sitesi Düğün Salonu’nda gerçekleştirildi. Mevcut başkan Münir Kılıç ile eski başkan Hüseyin Uysal’ın yarıştığı seçimde mavi liste yine kazandı.
Münir Kılıç 396 oy alarak güven tazelerken, Hüseyin Uysal 354 oyda kaldı.

Terziler Odası’nda Ümit Güler Güven Tazeledi
Tekirdağ Terziler ve Konfeksiyoncular Odası genel kurulu DES Otel’de yapıldı. Mevcut başkan Ümit Güler ile Ertan Aras’ın yarıştığı seçimde Ümit Güler 216 oy alarak yeniden başkanlığa seçildi. Ertan Aras ise 189 oyda kaldı.
Takip edebildiğim bu seçimler sonrası yorumum şu olurdu;
Ortak Mesaj: Birlik, Beraberlik… Peki Ya Sorunlar?
Seçimlerin ardından yeniden göreve gelen oda başkanları, her dönem olduğu gibi “esnafın sorunlarını yakından takip edeceklerini, birlikte hareket ederek odaları daha güçlü hale getireceklerini” dile getirdi.
Ancak esnaf cephesinde temkinli bir beklenti hâkim. Artan maliyetler, vergi yükü, kira baskısı, sigorta primleri ve sektörel sorunlar hâlâ masada duruyor. Seçimlerde mevcut başkanlara “evet” diyen esnafın asıl beklentisi ise net:
Bu dönem, vaatlerin değil çözümlerin konuşulduğu bir dönem olacak mı?
Tekirdağ’da sandıklar kapandı, koltuklar değişmedi. Şimdi gözler, esnafın yıllardır çözüm bekleyen sorunlarında… Bakalım bu kez sonuç değişecek mi?
Sandık Kapandı, Koltuklar Yerinde… Esnafın Derdi Askıda
Tekirdağ’da esnaf odaları seçimleri yapıldı, sandıklar açıldı, sonuçlar okundu…
Ve sürpriz yok: “Devam” kararı çıktı.
Yani lambadan cin çıkmadı, aynı cin lambanın içine geri girdi. Lokantacılar’da Ali Kıral, Şoförler’de Şenol Turan, Madeni Eşya’da Münir Kılıç, Terziler’de Ümit Güler… İsimler tanıdık, koltuklar alışıldık, vaatler ise klasik.
Genel kurullar düğün salonlarında yapıldı, alkış boldu, protokol tam kadroydu. Listeler renklere göre kazandı, bazı listeler “nasip değilmiş” dedi. Sandık sonuçları açıklandı, mikrofonlar alındı ve değişmeyen cümleler sıralandı:
“Birlik, beraberlik, kapımız esnafa açık, daha güçlü bir oda…”
Evet, hepsi doğru cümleler. Ama bir sorun var: Bu cümleler yıllardır doğru, peki esnaf neden hâlâ yanlış yerde?
Lokantacı siftah yapamıyor, şoför mazotla boğuşuyor, sanayi esnafı hammaddeye yetişemiyor, terzi kira ve vergi arasında makaslanıyor. Ama seçimden sonra konuşulan şey yine aynı: “Güven tazeledik.”
İyi de güven tazelendi de, esnafın cebi ne zaman tazelenecek?
Şoförler Odası’nda fark birkaç oy… Mesaj net aslında: “Memnuniyet var ama sabır da tükeniyor.”
Sanayi esnafında tablo benzer: “Devam edelim ama bu kez gerçekten çalışalım.”
Terzilerde, lokantacılarda aynı soru dolaşıyor masalarda: “Bu dönem bir şey değişecek mi?”
Lambadaki Cin buradan şunu söyler:
Seçim kazanmak marifet değil, esnafın yükünü hafifletmek marifet.
Aynı başkanlarla yola devam edilebilir ama aynı sorunlarla devam edilirse, bir sonraki sandık bu kadar sessiz olmayabilir.
Şimdi top sahada.
Cin lambadan çıktı mı çıkmadı mı, bunu esnaf cebine bakınca anlayacak.
Çünkü alkış karın doyurmuyor, afiş fatura ödemiyor, seçim kazanmak da tek başına yetmiyor.
Bilmem anlatabildim mi!!!
Lambadaki Cin Nijat Ayvaz
Gazeteci; kalemi eline aldığında önce kendi korkularını susturan insandır.
Gazeteci; alkışa değil, hakikate yürür.
Gazeteci; bir gerçeği yazdığında dostlarını kaybedeceğini, yalnız kalacağını, kapıların yüzüne kapanacağını bile bile yazandır.
Bu bir meslek değil sadece…
Bu, vicdanla imzalanmış bir yalnızlık sözleşmesidir.
Gazeteci; gecenin en karanlık saatinde herkes uyurken uyanık kalan kişidir. Bir şehrin susuzluğunu, bir çocuğun açlığını, bir annenin gözyaşını, bir yolsuzluğun kirli izlerini görür ve susmaz. Susturulmak istenir.
Tehdit edilir.
Dışlanır.
İtibarsızlaştırılır.
“Yaranamıyor” diye yaftalanır.
Çünkü gazeteci kimseye yaranmak için değil, kamu adına hesap sormak için vardır.
Gerçeği yazdığı için yalnız bırakılır.
Gerçeği yazdığı için mahkeme koridorlarında süründürülür.
Her cümlesi didik didik edilir, her kelimesinde “açık” aranır.
Kalemi suç aleti gibi gösterilir.
Ama gazeteci bilir:
Gerçek, mahkeme salonlarından daha büyüktür.
Gazetecilik; uluslararası sözleşmelerle, evrensel insan haklarıyla güvence altına alınmış onurlu bir mücadeledir.
Basın özgürlüğü; bir lütuf değil, halkın doğal hakkıdır.
Gazeteci bu hakkın emanetçisidir.
Bu yüzden gazetecilik, boşuna “Dördüncü Kuvvet” değildir.
Yasama vardır, yürütme vardır, yargı vardır…
Ve bir de karanlıkta ışık tutan gazeteci vardır.
Gazeteci; gücü değil, güçsüzü savunur.
Gazeteci; makam odalarında değil, sokaklarda sınanır.
Gazeteci; alkış almaz ama tarih yazar.
Her haber bir bedeldir.
Her manşet bir risktir.
Her doğru cümle, bir yalnızlık daha ekler omuzlarına.
Ama yine de yazar.
Çünkü gazeteci şunu bilir:
Eğer susarsa; haksızlık kazanır.
Eğer susarsa; karanlık büyür.
Eğer susarsa; halk kaybeder.
Gazeteci bazen aç kalır, bazen işsiz kalır, bazen dostsuz kalır…
Ama vicdanını kaybetmez.
İşte bu yüzden gazetecilik;
Kolay meslek değildir.
Rahat meslek değildir.
Güvenli meslek hiç değildir.
Bu meslek; yürek ister.
Bu meslek; bedel ödemeyi göze almak ister.
Bu meslek; dimdik durmayı öğretir.
Ve bir gün…
Bugün susturmaya çalışanlar unutulur.
Ama gerçeği yazan gazetecinin cümleleri kalır.
Çünkü hakikat, eninde sonunda
mutlaka kazanır.
Ve gazeteci, yenilmiş gibi görünse de
tarihin karşısında hep kazanandır.

10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN
Gerçeğin peşinde koşmanın bedel olduğu, doğruyu yazmanın cesaret sayıldığı bir dönemde; kalemini satmayan, susmayan, korkmayan tüm meslektaşlarımın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü saygıyla selamlıyorum.
Gazetecilik; yalnızca haber yazmak değil, kamunun hakkını savunmaktır.
Gazetecilik; baskıya boyun eğmemek, tehdide teslim olmamak, adaletin sesi olmaktır.
Gazetecilik; kimi zaman işsiz kalmayı, kimi zaman yalnızlaştırılmayı göze alarak hakikati savunma mesleğidir.
Bugün ne yazık ki gazeteciler; mahkeme salonlarında, karakol koridorlarında, ekonomik baskılar altında görev yapmaktadır. Buna rağmen Trakya’da ve ülkemizin dört bir yanında mesleğini onuruyla sürdüren gazeteciler, halkın haber alma hakkını yaşatmaya devam etmektedir.
10 Ocak; bir bayramdan çok bir hatırlatmadır.
Basın özgürlüğünün vazgeçilmez olduğunu, gazetecinin susturulamayacağını, gerçeğin er ya da geç ortaya çıkacağını hatırlatma günüdür.
Bu vesileyle;
Kalemini eğmeyen,
Haberini satmayan,
Gücünü halktan alan
tüm gazetecileri saygıyla selamlıyorum.
Hayatını kaybeden basın emekçilerini rahmetle anıyor, görev başındaki tüm meslektaşlarıma sağlık, cesaret ve direnç diliyorum.
Gazetecilik susarsa, toplum karanlığa gömülür.
Biz susmayacağız.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.
Lambadaki Cin Nijat Ayvaz
Trakya Gazeteciler Birliği Derneği Genel Sekreteri
Lambadaki Cin yorumu:
Gerçeği yazan gazeteci yenilmez; çünkü o kalemini değil, vicdanını kırmamak için yaşar.
Tekirdağ susuz…
Ama merak etmeyin, video bol.

İki yılı aşkın süredir Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Candan Yüceer’i en sık gördüğümüz yer neresi biliyor musunuz?
Naip Barajı’nın kıyısı.
Elinde telefon, yüzünde “ben anlattım ama anlamadınız” bakışı…
Poz ver, video çek, suya bak, suyu göster.
Sanki baraj doldukça yönetim doluyor, baraj boşaldıkça bahaneler artıyor.
Oysa küçük bir hatırlatma yapalım:
Naip Barajı tarımsal sulama barajıdır.
Yani şehir susuz kalmasın diye yapılmış bir “can simidi” değil, olsa olsa bir “görüntü fonu”.
Ama biz ne görüyoruz?
Tekirdağ’ın içme suyu için yeni kaynak arayan, proje üreten, alternatif geliştiren bir belediye başkanı yerine;
“Mahalle mahalle su keseceğiz” diyen bir belediye başkanı görüyoruz.
Sayın Başkan, yanlış anlaşılmasın:
Biz size susuzluk belgeseli çekin diye oy vermedik.
Biz size çözüm üretin diye oy verdik.
EN PAHALI SU, EN BÜYÜK TASARRUF NASİHATİ
Bir yandan Türkiye’nin en pahalı sularından birini fatura ediyorsunuz,
Öte yandan çıkıp diyorsunuz ki:
“Lütfen tasarruf edelim.”
Zaten bu faturalarla duş alan yok, merak etmeyin.
Vatandaş musluğu değil, fişi kapatıyor.
“Barajlar %1’in altına düştü” diyorsunuz.
Doğru.
Ama Tekirdağlılar şunu soruyor:
Bu barajlar düşerken siz iki yıldır ne yaptınız?

Küresel ısınma yeni mi oldu?
İklim değişikliği dün mü geldi?
Yoksa siz başkan olunca mı dünyada mevsimler şaşırdı?
BAHANE VAR, ÇÖZÜM YOK
Metin hazır:
“Küresel ısınma…”
“İklim değişikliği…”
“Dayanışma…”
“Ortak akıl…”
Güzel kelimeler…
Ama musluktan kelime değil, su akması gerekiyor.
Sayın Başkan konuşurken insan şunu hissediyor:
Sanki başkan olduğuna pişman,
Sanki koltuk zorla verilmiş,
Sanki Tekirdağ’ı yönetmiyor da hava durumunu sunuyor.
Biz bahane dinlemek istemiyoruz.
Biz “neden olmuyor”u değil, “nasıl olacak”ı duymak istiyoruz.
SON SÖZ
KES CANDAN KES SUYUMUZU KES
BİZ SENDEN UMİDİ KESMİŞİZ SUYUMUZU KESMİŞSİN ÇOK MU?
Suyumuzu kesemezsiniz.
Beceriksizliğin faturasını vatandaşa çıkaramazsınız.
Biz Tekirdağlılar susuzluğu değil, çözümü hak ediyoruz.
Video çekmek kolay,
Bahane üretmek kolay,
Ama başkanlık zor iştir.
O koltuk;
mazeret üretme koltuğu değil,
çözüm bulma koltuğudur.
Musluklardan bahane değil,
su akana kadar bu konu kapanmaz.
Lambadaki Cin Nijat Ayvaz
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.