http://lambadakicin.com/wp-content/uploads/2022/12/reklamalani2.gif
Gülme nedenleri daralan bir coğrafyanın insanı olmak!
Bugün “çok komik” diye izlediğimiz birçok figür aslında kahkaha üretmiyor; paket servis espri dağıtıyor.
Yerel ruhu olmayan, tercüme edilmiş Amerikan şakalarının üzerine biraz mimik, biraz bağırış ve bolca küfür ile soslanmış ithal komikliklere gülmemiz bekleniyor.
Oysa, toplumun aynası gibidir mizah. Neye ve nelere güldüğünüz çağın neresinde olduğunuzu gösterir. ve bugün ortada ithal kahkahadan başka bir şey yok!
Yıllardır aynı reçete:
Az özgünlük, bol taklit, yüksek kazanç.
Demek ki çağımızda mizah bile yerli üretim değil; franchise sistemiyle çalışıyor.
Sosyal medyada gördüğümüz o şaşaalı hayatların çoğu aslında bir vitrin düzenlemesinden ibaret.
Birinin diğerine “bak ben daha iyiyim” deme yarışının dijital versiyonu.
Pozlar kusursuz.
Işık doğru.
Açı profesyonel.
Ama fotoğrafın arkasında yazan dev pankart oldukça sade:
“Lütfen beni fark edin.”
Beğeni sayısı arttıkça değer hissinin de artacağını sanan bir çağdayız.
Oysa algoritma alkışlar, hayat susar.
Instagram ve benzeri platformlarda herkes kendi reklam ajansı olmuş durumda.
Kimi mutluluğunu markalıyor, kimi hayatını paketliyor, kimi de varlığını promosyon ürünü gibi sunuyor.
Gerçekten mutlu olan paylaşmaz;
Paylaşma ihtiyacı duyan ise çoğu zaman ikna etmeye çalışır — önce kendini.
Bu yüzden timeline’lar neşe dolu görünürken, mesaj kutuları sessizlikle dolu.
Modern çağın yeni meydanı artık şehir meydanı değil, AVM koridoru.
Kimlikler düşüncelerle değil, alışveriş poşetleriyle tanımlanıyor.
Marka logosu büyüdükçe özgüvenin de büyüdüğü sanılıyor.
Aynı saç modeli.
Aynı estetik standartları.
Aynı ifadeler.
Aynı pozlar.
Birbirinin kopyası yüzler, bireysellik üzerine uzun konuşmalar yapıyor.
Ironi burada başlıyor.
En yüksek sesle tevazudan söz edenlerin çoğu, görünürlük yarışının baş aktörleri.
Gösteriş çağında mütevazılık bile sahne performansına dönüşmüş durumda.
Eskiden insanlar oldukları gibi görünmek isterdi.
Şimdi ise göründükleri gibi olmaya çalışıyorlar.
Ve aradaki fark büyüdükçe içsel boşluk da büyüyor.
Hayat artık dev bir sirk sahnesi gibi:
Aslanlar var,
Cambazlar var,
Palyaçolar var,
Ve alkış bekleyen sayısız figüran…
Sosyal medya bu sirkin ışık sistemi.
Işıklar açıkken herkes yıldız.
Işıklar kapanınca ise çoğu insan kendi sessizliğiyle baş başa.
Hiçbir dönem de bu kadar “mutlu görünmeye” takıntı yapmadık.
Ve hiçbir dönem kendimizi bu kadar yalnız hissetmedik.
Mutlu görünmeye tetiklenmiş kalabalıkların sosyal medyada sergilediği mutluluk, trajik bir gerçeği gizliyor: İnsanların çoğu gerçek mutluluğun ne olduğunu anlayamadan bu dünyadan ayrılıyor.
Sahte zenginlik görüntüleri, ödünç alınmış yaşam tarzları ve dijital vitrinler aslında tek bir gerçeği fısıldıyor:
Bu coğrafyada insanlar sadece sınıf atlamaya değil, değer hissetmeye çalışıyor.
Filtreler silindiğinde,
Markalar çıkarıldığında,
Pozlar bittiğinde…
Geriye kalan şey nedir?
Belki de çağımızın en zor sorusu bu:
Yaşıyor muyuz, yoksa sadece yayın mı yapıyoruz?
Nijat Ayvaz
Lambadaki Cin
GENEL
18 saat önceGENEL
20 saat önceGÜNDEM
2 gün önceGENEL
2 gün önceGÜNDEM
6 gün önceGENEL
6 gün önceGENEL
6 gün önce
1
“ÇADIR YOK” DENİLDİ, HALK İSYAN ETTİ!
2257 kez okundu
2
TEKE TEK DEMOKRASİ
2188 kez okundu
3
GERÇEK BAŞKAN KİM?
1895 kez okundu
4
İMDAT SAYGI S.PAŞA ZİRAAT ODASI BAŞKANLIĞINA YENİDEN SEÇİLDİ
1809 kez okundu
5
Bolu Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel’inde Yangın Faciası: 76 Kişi Hayatını Kaybetti
1628 kez okundu