http://lambadakicin.com/wp-content/uploads/2022/12/reklamalani2.gif

Mardin’in Savur ilçe merkezine 5 kilometre uzaklıkta bulunan ve Süryani köyü olarak bilinen Dereiçi (Kıllit) Mahallesi’nin turizme entegrasyonu için çalışmalar sürüyor. Kültürel mirasın korunması ve turizm çeşitliliğinin artırılması amacıyla, GAP Bölge Kalkınma İdaresi desteğiyle Savur Belediyesi tarafından yürütülen “Dereiçi Köyü Kültürel Mirasın Korunması Projesi”nin ilk etap uygulamaları ise sahada ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Aslına uygun bir restorasyonla geçmişin ihtişamına kavuşması beklenen Dereiçi’nde, bugüne kadar yapılan çalışmalar beklentilerin oldukça gerisinde kaldı. Ortaya çıkan tablo, ne yazık ki “dağ fare doğurdu” dedirtecek kadar yüzeysel ve tatmin edici olmaktan uzak.
BU KÖY FİLM PLATOSU OLABİLİRDİ, ŞANTİYEYE DÖNDÜ
Mardin’in Savur ilçesine bağlı Dereiçi (Kıllit) Mahallesi muhteşem mimarisiyle filmcilerin iştahını kabartan, ortaçağ kentlerini anımsatan özgün dokusuyla dünyada çok az örneği kalan bir yerleşim.
Peki bu eşsiz miras, neden alelacele ve ruhsuz dokunuşlarla geleceğe taşınmaya çalışılıyor?
Alan yönetim planlarında 79 tescilli yapıdan söz ediliyor.
Projeler kâğıt üzerinde umut verici.
Ancak sahaya inildiğinde ortaya çıkan tablo, “turizme kazandırma” iddiasıyla örtüşüyor mu?
Yoksa yapılanlar, sadece “yapılmış gibi” mi duruyor?

MARDİN’İN RUHU BU RENKLERİ KABUL EDİYOR MU?
Dereiçi’nin eski yapılarına dönüp baktığınızda, bu coğrafyanın orijinal rengini, yüzyıllardır değişmeyen doğal taş tonlarını açıkça görmek mümkündür.
Bu tonlar; Mardin’in iklimiyle, ışığıyla ve tarihiyle uyum içinde oluşmuş bir hafızanın parçasıdır.
Ancak bugün yürütülen bazı restorasyon uygulamalarında, “pembe” ağırlıklı, ara tonlarıyla ne Mardin tarihine ne de Dereiçi’nin mimari kimliğine karşılık gelmeyen taşların tercih edilmesi ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:
Bu renk ve malzeme seçimiyle ne amaçlanıyor?
Tarihi dokuda restorasyon; zevk meselesi değil, tercih özgürlüğü hiç değildir.
Bu iş, bilimsel verilerle, şartnamelerle ve geçmişin izleriyle yapılır.
Dereiçi’nin özgün yapıları ortadayken,
renk hafızası bu kadar netken,
bölgenin kimliğiyle örtüşmeyen taşların kullanılması; “koruma” iddiasıyla ne kadar bağdaşıyor?
Mardin’in taşı; göze sokulmaz, bağırmaz, kendini dayatmaz.
Ama bugün ortaya çıkan görüntü,
tarihin fısıltısından çok, uyumsuz bir müdahaleyi andırıyor.
Asıl soru hâlâ cevap bekliyor:
Mardin’in ruhu, bu renkleri gerçekten kabul ediyor mu?

Restorasyon dediğiniz şey;
— Tarihe saygı ister
— Malzemede sadakat ister
— Coğrafyayı tanımayı zorunlu kılar
Ama Dereiçi’nde sorulması gereken temel soru şu:
Neden restorasyon şartnameleri sahada karşılık bulmuyor?
Yazın kavurucu sıcağına, kışın sert soğuğuna yüzyıllardır direnmiş Mardin Taşı ortadayken;
Dereiçi sokaklarında neden bölgeyle ilgisi olmayan, dayanıksız, rengi daha döşenirken solan taşlar kullanılıyor?
DEREİÇİ’NDE ŞARTNAMELER DOSYADA, UYGULAMA SAHADA YOK
Bu taşlar:
Peki bu durum gerçekten kimsenin dikkatini çekmiyor mu?

Henüz tamamlanmadan dağılan döşemeler,
Kısa sürede kararan yüzeyler,
Aslıyla hiçbir bağ kurmayan duvarlar…
Altı başka, üstü başka… Bu nasıl restorasyon?
Ortaya çıkan görüntü, bütünlükten çok parçalanmış bir denemeyi andırıyor. Aynı yapıda farklı taşlar, farklı renkler, farklı anlayışlar bir araya gelmiş. Restorasyon denilen şey; yamamak değil, geçmişi doğru okumaktır. Dereiçi’nde görünen ise ne yazık ki “restorasyon”dan çok, yamalı bir bohça hissi veriyor.
Bunlar teknik bir tercih mi, yoksa “nasıl olsa olur” anlayışının sonucu mu?

Dereiçi’nde Ortodoks, Katolik ve Protestan inançlarına ait 3 kilise,
1 cami,
kaya mezarlar,
1 manastır ve çok sayıda kilise kalıntısı bulunuyor.
Bu kadar çok inanç katmanını barındıran bir yerleşimde restorasyon;
sıradan bir inşaat işi gibi ele alınabilir mi?
Bazen insan şunu düşünmeden edemiyor:
Acaba Dereiçi, mevcut haliyle kalsaydı daha mı kıymetliydi?
Çünkü yapılan bazı uygulamalar,
“koruma” iddiasından çok,
tarihi dokuya yabancı bir müdahale izlenimi veriyor.

Ve asıl soru burada kilitleniyor:
Ortaçağ kentini andıran sokaklara,
siyah-gri beton parke döşemek kimin fikriydi?
TARİHİ KÖYE ŞEHİR KALDIRIMI DÖŞEMEK KİMİN FİKRİYDİ?

“Dereiçi İçin Gözler Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy: Dereiçi Alarm Veriyor
Dereiçi’nde yürütülen restorasyon uygulamaları, tarihi dokuya uyum, malzeme seçimi ve bütünlük açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor. Bölgenin özgün mimarisini yansıtmayan renkler, uyumsuz taşlar ve parçalı uygulamalar, “koruma” iddiasıyla çelişen bir tablo ortaya koyuyor. Kamuoyunun beklentisi net: Dereiçi’nin kültürel mirası, geçici çözümlerle değil, bilimsel ve aslına uygun yaklaşımlarla korunmalı.
Dereiçi’ni özel kılan şey;
zamana direnen mimarisi ve özgünlüğüydü.
Oysa bugün gelinen noktada,
doğru bir restorasyonla bir cazibe merkezine dönüşebilecek bu yerleşim,
üstünkörü uygulamalar nedeniyle beklentilerin çok gerisinde kalıyor.
Planlarda 78 tescilli yapı daha var.
Ancak bugüne kadar yapılanlar,
“devam ederse ne olur?” sorusunu haklı olarak gündeme getiriyor.
Dereiçi,
— rantla değil
— aceleyle değil
— özensizlikle hiç değil
bilgiyle, denetimle ve tarih bilinciyle korunmalı.
Çünkü bu miras;
sadece bugünün değil,
yarının da emaneti.
Lambadaki Cin Nijat Ayvaz
GENEL
7 dakika önceGENEL
1 gün önceGENEL
1 gün önceGENEL
1 gün önceGENEL
1 gün önceGÜNDEM
1 gün önceGÜNDEM
5 gün önce
1
“ÇADIR YOK” DENİLDİ, HALK İSYAN ETTİ!
2229 kez okundu
2
TEKE TEK DEMOKRASİ
2157 kez okundu
3
GERÇEK BAŞKAN KİM?
1861 kez okundu
4
İMDAT SAYGI S.PAŞA ZİRAAT ODASI BAŞKANLIĞINA YENİDEN SEÇİLDİ
1780 kez okundu
5
Bolu Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel’inde Yangın Faciası: 76 Kişi Hayatını Kaybetti
1595 kez okundu